2017 yılına kadar ilginç seramikleriyle dikkatinizi çektiğim, herkese önerdiğim keyifli pastane, fırın ya da kafe olarak tarif ettiğim Au Panetier
Paris’te sokak sokak, müze müze gezmek, park bahçe dolaşmak güzel de insan yorulunca bir yerlerde oturup dinlenmek, bir şeyler yiyip
Aslında Paris’in kafe ve restoranlarını tanıtan apayrı bir yazı serisi hazırlamak lazım ama ben bu blogda daha çok Paris’te gezip
Fransızlar, doğa koşullarından korunmak için olsa gerek “su kenarında keyif çatmayı, daha doğrusu yemeyi içmeyi bizler kadar çok sevmiyorlar” der
Paris'te, nerede ne yenir, menüler nasıldır, fiyat aralıkları ne civardadır gibi pek çok soruya yanıt veren, en önemlisi de telefonla
Paris’in birbirinden güzel sayısız restoranlarından hangi birini yazacağımı ben de bilmiyorum ama sırası geldikçe, aklıma düştükçe, vakit buldukça gidip bir
Paris’te müzelerin pek çoğu sergilenen eserler kadar içlerinde bulunan kafe ve restoranlarıyla da meşhur. Bunların arasında en görkemli ve en
"Paris'te en çok sevdiğin restoran neresi?" diye sorsalar, hiç tereddütsüz vereceğim yanıt Le Relais de l'Entrecôte olur elbette. Bu yanıtın
Paris'te -bence- sıradan bir pastane-fırın olan Paul hakkında da bir şeyler yazmak gerekiyor. Pek çok mahalle fırınına göre adını duyurmayı